| Ayın Hikayesi 1 |
|
O SAHNE Nihayet beklediğimiz an gelip çatmıştı.Bu akşam bir yıl boyunca çalışmamızın semeresini alacaktık.Hepimiz çok heyecanlıydık.Salon hınca hınç doluydu.Salondakilerin çoğu ilk defa bir tiyatro eseri seyredeceklerdi. İlk defa diyorum;çünkü, şimdi Ermenistan ile sınır olan bu ilçede o zamana kadar bir tiyatro salonu hiç olmamış.Bizim oyunla salonun da açılışı yapılacaktı.Bütün mülki erkan, kaymakam bey ve eşi, bütün daire amirleri ve eşleri, bütün komutanlar ve eşleri, tam kadro salondaydı.Okul müdürünün sene başında beni odasına çağırıp da “Hocam, sene sonu için bir oyun hazırlamanı istiyorum.” dediği günü hatırladım.Hemen çalışmalara başlamıştım.Önce iyi bir oyun bulmalıydım.Benden milli mücadeleyi anlatan bir oyun hazırlamam isteniyordu.Elimizde öyle pek fazla oyun da yoktu.Olanların içinden bir seçim yapmam gerekiyordu.Sonunda “Şehit Fatma” adlı oyunu hazırlamaya karar verdim.Oyun kısaydı. Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan bir olay anlatılıyordu.Ben uygun yerlerine eklemeler yaparak oyunu uzattım.Oyuncu seçiminde de epey zorlanmıştım.Öğrencilerin çoğu rol almak istemiyordu. Zorlamayla oluşturduğum kadroyla çalışmalara başladık.Çalışmalar sırasında da birkaç öğrenci rolünü bıraktı.Onların yerine yenilerini buldum.Hafta sonları çalışabiliyorduk.Rolü olan bazı öğrenciler köylerden geliyordu.Sürekli kar yağdığı için çoğu kere çalışmalara gelemeyen bu öğrencileri de okula geldikleri zaman çalıştırıyordum.Derken, bu akşamı bulduk.Program, açılış töreniyle başladı.Protokol konuşmaları, plaket vermeler…derken sıra bize geldi.Heyecanımız son haddindeydi.Oyun, her şeyiyle çok güzel gidiyordu.Ta ki o sahneye kadar.Oyunun o sahnesinde Fatma, düşman subayına hakaretler yağdıracak…Buna sinirlenen düşman subayı da tabancasıyla Fatma’yı vurup öldürecek…Daha önceki çalışmalarda bu sahne için bir tabanca aradık ama bulamadık.12 Eylül darbesinin hemen ertesi yılı gerçekleştirdiğimiz bu programda ilçede bir tek bile tabanca bulamamıştık.Çünkü, askeri idare herkesin elindeki bütün tabanca,tüfek ne varsa toplamıştı.Oyuncak tabancalara kadar her şeyi toplamışlardı.Sonra bir çifte tüfek bulduk.Biraz yıpranmıştı ama işimizi görürdü.Buna kuru sıkı bulalım, dedik; ama kuru sıkı da bulamadık. Sonunda çiftenin gözlerine gerçek mermileri koyduk.Düşman subayı rolündeki öğrenciye de sıkı sıkı tembihledim:”Oğlum, bu sahnede tüfeği şöyle havaya yana doğru tut, böyle ateşle.” Oyunun o sahnesinde Fatma, düşman subayına her türlü hakareti yağdırmaya başlayınca heyecana kapılan düşman subayı rolündeki öğrenci çifteyi Fatma rolündeki kızın suratına doğru tutup “geber!..” deyip tetiği çekti.O anda kaynar sular başımdan aşağı döküldü sandım. Allah’tan tüfek ateş almadı.Ben, sahne gerisinden;”Oğlum, tüfeği havaya kaldır.” diye sesleniyorum; ama rolüne kendini iyice kaptıran düşman subayı rolündeki öğrenci, beni duymuyordu bile.Tüfeği tekrar Fatma rolündeki kızın suratına doğru tutup ikinci defa tetiği çekti.Tüfeğin ikinci gözü de ateş almadı.Ben, Fatma rolündeki kıza ;”Yat kızım yere!..” diye seslenince kız ölmüş gibi yapıp yere yatınca düşman subayı rolündeki öğrenci tüfekle uğraşmayı bıraktı.O, birkaç saniyelik zaman dilimi, ömrüm boyunca unutamayacağım bir anı olarak kaldı.Oyun bittikten sonra, bütün seyirci bizi ayakta alkışlıyordu.Oyunda görevi olan bütün öğretmen ve öğrenciler seyirciyi selamlarken; ben, hâlâ biraz önceki o sahnenin etkisindeydim.Oyun sonrası topluca salondan çıktık.Düşman subayı rolündeki öğrenci, “Bu çifte niye patlamadı?” diye çifteyi eline aldı ve çiftenin ağzını havaya tutarak tetiğe asıldı.O anda müthiş bir sesle hepimiz irkildik. Arkasından bir patlama sesi daha… Sahnede ateş almayan çifte, dışarıda arka arkaya patlamıştı…
Mehmet Metin BAŞER Müdür Yardımcısı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|