| Bayramyeri Mitingi ve Vatan Sevgisi |
|
|
BAYRAMYERİ MİTİNGİ VE VATAN SEVGİSİ Pek çoğumuzun bildiği gibi, 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. İngiltere’nin Doğu’daki ekonomik çıkarları için İzmir ve Batı Anadolu bölgesi, Milne hattı denilen Menderes nehrine kadar, piyon olarak görevlendirilen Yunan kuvvetlerinindi. İşte bu işgale karşı ilk tepki Denizlimizden gösterildi. Hem de işgalden dört saat gibi kısa bir süre sonra. İşgalle birlikte gelişen olaylara kısaca göz atalım : 14-15 Mayıs 1919 akşamından beri Mutasarrıf Faik Bey tahmin edilmekte olan İzmir’in işgali haberini almak için telgrafhanede bulunuyordu. Haberi alır almaz da sabah yanına Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsi Efendi ile Belediye Reisi Hacı Tevfik Beyi ve eşraftan bazılarını çağırıp, bu zevatlara Yunanlıların İzmir’i işgal ettiğini, işgalle beraber haberleşmenin kesildiğini söyler ve İzmir Redd-i İlhak Cemiyetinden gelen telgrafı okur. Olup biteni halka bildirmek ve halkı telaşa düşürmemek için Belediye Dairesi önünde umumi bir miting tertibine karar verilir. Sabahın erken saatlerinde tellallar , çarşı ve mahalleleri dolaşır, cami imamlarına da haber gönderilip, sabah namazından sonra halkın ve cemaatin Belediye konağı önünde toplanması duyurulur. 15 Mayıs günü erken saatlerde Türk Ocağı ve Delikliçınar’daki Meserret kıraathanesinde toplanan halk, Kayalıktaki Müftülük dairesi önünde birleşip ulu camide bulunan Sancağı alarak Bayramyeri meydanındaki Belediyeye giderler. Ahmet Hulûsi Efendi işgalden dört saat gibi kısa bir süre sonra halka hitaben bir konuşma yaparak şöyle der; “Hemşerilerim, bugün sabahın erken saatlerinde İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak din ve devlete ihanettir. Vatana karşı irtikap edecek cürümlerin Allah ve tarih önünde affı, günah ve imkânsızdır. Cihat tam manasıyla teşekkül etmiş fariza olarak, mağlup olmadık, onlar öteki düşmanlarımızın vasıtasıdır.Yunan’ın bir Türk beldesini ele geçirmelerinin ne manaya geldiğini, İzmir’de şu birkaç saat içinde irtikap eden cinayetler gösteriyor. Silahımız olmayabilir. Sapan taşlarıyla düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi ve kalplerimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazidirler. Bu mutlak olarak cihad-ı mukaddestir. Sizlere vatanımızı düşmana teslim etmenin çaresiz olduğunu söyleyenler düşmanın esareti altında olanlardır. Onlar irade ve kanaatlerine sahip değillerdir. Bu vaziyette olanların fetvaları şer’an, akla caiz ve muteber değildir. Meşru olan münhasıran vatan müdafaası ve istiklal uğruna cihattır. Korkmayınız. Meyus olmayınız. Bu liva-yı Hamd altında toplanınız ve mücadeleye hazırlanınız. Müftünüz olarak cihadı mukaddes fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum.” Bu mitingle Denizli’nin işgale kayıtsız kalmayacağı anlaşılmış, birkaç gün sonra Milli Heyet oluşturularak yapılacak çalışmalar belirlenmiştir.Buna göre Aydın’da Milli Kuvvetlerden bir cephe oluşturulması ve Denizli’den her türlü yardımın gönderilmesi kararlaştırılmıştır.Denizli’de gösterilen bu tepkiden birkaç gün sonra ilçelerimizde de din adamlarının önderliğinde benzer mitingler düzenlenmiş ,Denizli ve havalisinde topyekün milli bir şuurlanma meydana getirilmiştir. Ayrıca,Yunan ilerleyişine karşı Aydın’da kurulan Kuva-yı Milliye cephesinin temelinde de Denizlideki çalışmalar bulunmaktadır. 57.tümen komutanı Şefik Aker, protesto mitingiyle ilgili telgrafın Aydın’a ulaşmasıyla “Vatan savunmasında örnek alınacak hareketi ve yolu Denizli Müftüsü bize göstermiştir”diyerek, Denizli’nin Aydın cephesine katkılarını kabul etmektedir. Mustafa Kemal Paşa mitinglerden duyduğu memnuniyeti ve protestonun önemini Sivas kongresine katılan Denizli delegelerine övgü dolu sözleriyle şöyle ifade etmiştir: “İstanbul’da, şurada burada mitingler yapıldı. İtilaf Devletlerine Yunan İşgalini protesto telgrafları çekildi. Fakat sizin, Aydın Kuvây-ı Milliye cephesinde patlattığınız silahların sesleri Versay Sarayı’nı çınlattı. Şu hareketinizle vatan ve millete iyi hizmetler yaptınız. Sizleri tebrik ederim” Protestolar niçin yapıldı? Bu tepkiler neden gösterildi ?İşgalden sonra İzmir’de bu tarz miting neden düzenlenemedi ? İzmir’de Hasan Tahsin’in (Osman Nevres) eylemi neticesinde Yunanlılar katliama girişerek organizeli tepki ve teşkilatlanmaya müsaade etmedikleri gibi ,Mart 1919’da İzmir’deki kongrede A.Hulusi Efendi’ye , işgale mukabele ederim diyen Nurettin Paşayı da görevinden azletmişlerdir.İzmir’in işgalinden sonraki tepki mitinginde ve teşkilatlanma çalışmalarında öncülük yapan ilk şehir Denizli’dir.Yapılan mücadelede siyasi,sosyal,manevi ve iktisadi nedenler bulunmaktadır. Nedenleri , ilim adamlarımızdan öğrenelim : Avni İlhan Hoca ,Türklerin meskun olduğu yerlerde Türklük ve İslâm ruhunun korunmasında önemli kişiler olan Alperenler ile ,Milli Mücadele yi etkileyen önderler arasında bir bağ kurmaktadır: Bu toprakların ebedi vatanımız olmasını sağlayan unsurlardan biri de Alperenlerdir. Onlar gerektiğinde kılıcı ile cihada katılan manevi liderlerdir. Acaba Milli Mücadele yıllarında bu erler var mıydı?Bunu isterseniz gelin hasmımızdan dinleyelim. (Tevhid-i Efkâr gazetesinin 1919 tarihli sayısından) 19 Mart 1919 da Çorlu Metropoliti Atina, Paris Londra ve Washington’a gönderdiği yazıda aynen şunları belirtiyordu: “Salibe karşı Hilâl’in hakimiyetini eğer dünya bir daha görmek istemiyorsa, yıkılanın münhasıran Osmanlı Devleti olmadığını ve bundan sonraki müstakil bir Türk devletine imkan verilmemek suretiyle Hıristiyanlık alemine karşı vazifelerimizi müdrik olduğumuza ispata mecburuz. Türkler tarihlerinde hiçbir zaman bugünkü kadar derin bir buhranın içine düşmemişlerdir. Onları Avrupa’dan kovmak kafi değildir. Alınacak tedbirlerle Türk Milletinin bir daha müstakil devlet kurabilmesine yol gösterecek şahsiyet ve müesseseleri tasfiye etmek lazımdır. Bunun yollarını da siyasiler bilemez. Asırlarca Türklerle beraber yaşamış olan bizler ve onların manevi salabetini yakından görmüş olanlar biliriz. Din ve maneviyatlarına derin bağlarla bağlı olan Türkler, çılgınlık ad edilse bile, aklın reddettiği hadiselere din adamları tarafından sürükleneceklerdir. Bu din adamları her Türk köyünde mevcuttur. Türklerin asıl mahrum bırakılması şart olan dayanakları bu manevi şahsiyetler ve teşkilatlardır.”. Metropolitin dediği gibi bu din adamları her yerde vardı. Denizli ve ilçelerinde ise bunların en çatal yüreklilerinden bulunmaktaydı. Milli Mücadele’de “Denizli” der demez akla gelen, Yunan’ın İzmir’e ayak basmasından 4 saat 10 dakika sonra halkı toplayıp mukaddes cihat ilan eden Müftü Ahmet Hulûsi ve arkadaşları vardı. Ve onlar bu vatanın Milli Mücadele yıllarındaki Alperenleri idiler. Tuncer Baykara hocamın yorumlarıyla tepki ruhuna bakacak olursak: “Denizli’nin kendisi bir tehdide muhatap değildi ama maddi-manevi olarak şu fikirler akla gelmektedir: 1. Denizli İzmir’in merkezi olduğu vilayetin bir parçasıdır. Ona bağlı bir sancak olduğundan merkezinin işgaline tepki göstermesi olağandır. 2. Denizli ülke birliği, Türklüğün varlığı ve bağımsızlığın devamı için çok eski yüzyıllardan beri devam edip gelen bir birikime sahipti. Böylesine bir geleneğin mirasçısı olarak Denizli doğrudan kendisine yönelik bir tehdit olmamasına rağmen derhal tepki göstermiştir. 3. Yukarıdakilere ilâve olarak üçüncü bir husus vardır ki; bu birinci sebep olarak sözünü ettiğimiz “idari” merkez oluşun iktisadi faktörlerle tamamlanması demektir. Yani Denizli’nin iktisadi bakımdan İzmir’le yakın ilişkisi böylesine bir tepkiyi gerekli ve tabii kılmıştır. 4. İzmir’in işgaline tepkide Denizli’nin tarihi mirasının da önemli payı vardır. Çünkü Denizli 13. yüzyıldan itibaren Selçuklu ve İlhanlı idarelerine karşı birkaç defa Türkmen istiklali için ayaklanmış bulunuyordu. Bu hareketin elbette halk arasında bir kökü ve temeli kalmış, belki bunun etkisiyle Denizli halkının önemli bir kısmı dar yurt ve vatan düşüncesini kırıp, geniş bir ülke geneline tepkilerini böylece dile getirmişlerdi. 5. Denizli 15. yy'dan beri Batı ve özellikle İzmir ile çok yakın ticari ilişkide bulunmuştu. 16. yy'ın ilk çeyreğinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey, İzmir ticaretini geliştirmek için Denizli ile çok yakın ilişki kurmuş, hatta buradaki vergilerin bir kısmını kaldırtmıştı. Böylesine yakın başlayan ilişkiler sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir. Denizli canlılığını İzmir ile paylaşmaktaydı. Son yıllardaki gelişmesi Türkiye genelinin de üstünde olup bunda, hem yerinin İzmir ile Antalya arasında olmasının hem de saydığımız diğer tarihi temellerin etkisi büyüktür. 6. Tepkide, Türk din adamları ve halkının milliyetçi özelliği de etkilidir. Bu kişilerde vatan anlayışı sadece kendi yaşadığı bölge ile sınırlı olmayıp, Türk milletinin üzerinde yaşadığı toprakların tümüdür. Bu durumda göz ardı edilemezdi. Kısacası İzmir ve Denizli birbirini tamamlayan iki önemli merkezdi. Bunun için de birisinin kaybı ötekini daha da büyük olarak etkileyebilecektir. Yani İzmir’in işgaline Denizli’nin tepkisinde milli, dini, iktisadi, kültürel (tarihi) faktörler birbirine bağlıdır.Denizli’deki tepki bu nedenlerden olmuştu. Netice olarak, vatan ,bayrak ,millet şuurunun oluştuğu günlerin ve zamanların halkımız tarafından iyi bilinmesi, bugünlerin özel bir şekilde kutlanması ,ecdadımıza karşı en önemli vefa göstergemizdir. Türk milletine ve Denizli’ye hizmeti geçmiş diğer Türk büyüklerinin de unutulmaması gerekir.Onlar içinde değişik programlar yapılmalı ve gençliğin onları örnek alması sağlanmalıdır.Atatürk’ün ifadesiyle ;”Türk gençliği ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapacak güç ve kudreti kendinde bulacaktır.” Ethem PEKER Bilim ve Sanat Merkezi Tarih Danışmanı
|